1985 yılından beri hakem camiasının içinde olan ve 30 yıldır da Hakemin Sesi olarak hakem haberleri yapan biri olarak, hakemliğin itibarını nasıl daha yukarılara çekilir naçizane bu konuyu kaleme almak istiyorum…
Türk futbolunda yıllardır değişmeyen bir gerçek var: Hakem konuşuluyor, futbol konuşulmuyor. Her hafta tartışmaların odağında aynı isimler, aynı kararlar, aynı savunmalar… Ne yazık ki bu tablo, hakem camiasının itibarını her geçen gün biraz daha aşındırıyor. Peki, bu itibar nasıl yeniden yükselir?
Burada kimler kimlere görev düşüyor?
Başta TFF ve MHK sonrasında ise hakemlere..
TFF’YE DÜŞEN GÖREV;
Son bahis olayında görüldüğü gibi ortada bir çifte standart meselesi var.
Futbol ailesinde( Hakem, Gözlemci, temsilci, sporcu, teknik adamlar, menajerler) var aldıkları cezalar farklı.
Hakem camiasının itibarına vurulan en büyük darbe burada. Futbolcu aynı maddeden ceza alıyor, hakem aynı maddeden mesleğini kaybediyor ya da tam tersi… Kurallar herkese eşit değilse, düdüğün de bir ağırlığı kalmaz.
TFF, talimatları eşit hale getirmelidir. Bu çifte standart bitirilmeli. Futbolcularla hakemler arasındaki ceza farkları, disiplin talimatlarının eşit uygulanmaması kamuoyunda büyük bir adaletsizlik algısı oluşturuyor. Aynı madde, aynı olay, farklı sonuç… Bu tabloyu savunmak mümkün değil.
TFF, vize bedelleri bölümünde dernek payını vermelidir. Hatta nasıl TFF payını vermeyenin vizesi yapılmıyorsa dernek payını vermeyenin de vizesi yapılmamalı.
Diğer bir konu, MHK’nin bağımsızlığı. Hakemler, federasyon içi dengelerin, kulüp baskılarının, sosyal medya linçlerinin gölgesinde kalmamalı. MHK güçlü olursa hakem de güçlü olur; MHK sessiz kalırsa hakem yalnızlaşır.
TFF, il hakem kurullarına mutlaka bir bütçe ayırmalı. Onlar illerde TFF’nin kaleleridir. Zor şartlarda görev yapıyorlar vede ceplerinden harcama yaparak kendi imkânlarıyla hizmet üretmeye çalışıyorlar. Bunlar unutulmamalı..
MHK’YA DÜŞEN GÖREV;
Hakemlik sadece düdük çalmak değildir; adalet dağıtmaktır. Adalet ise güvenle mümkündür. Güvenin olmadığı yerde VAR da olsa, teknoloji de olsa, sonuç değişmez.
Birinci adım şeffaflıktır. Hatalar insanidir, kabul edilebilir. Ama hatayı inkâr etmek, üstünü örtmek, “biz yaptık oldu” demek güveni bitirir. Hakemler ve MHK, tartışmalı kararlar sonrası açık ve net şekilde kamuoyunu bilgilendirmelidir. Avrupa’da örnekleri var; bizde neden olmasın?
İkinci adım liyakat. Hakem atamalarında “kim kimin adamı” sorusu akıllardan tamamen silinmelidir. Aynı hakemlerin sürekli kritik maçlara verilmesi, formsuz olanların korunması, başarılı olanların ise kenarda bekletilmesi adalet duygusunu yaralıyor.
MHK, Güçlü olması gereken, hakemini koruması gereken, gerektiğinde “bu karar yanlıştı” diyebilmesi gereken kurul… Ama ne yazık ki çoğu zaman ya sessiz ya da geç kalmış açıklamalarla güven kaybını büyütüyor.
Atamalarda ve terfilerde hak eden hak ettiği yere gelmeli. Liyakat esas alınmalı.
Hakem de performansıyla yükselmeli, hatasıyla klasman düşmelidir.
HAKEMLERE DÜŞEN GÖREV İSE;
Hakem önce adil olmalı. Küçük takım, büyük takım ayrımı yapmamalı. Formaya, isme, tribüne bakmamalı; sadece pozisyona bakmalı. Kararı zor da olsa doğru bildiğinden vazgeçmemeli.
İyi bir hakem cesur olur. Büyük maçtan, büyük takımdan, büyük tepkiden korkmaz. Doğru kararı çalıyorsa, yalnız kalmayı göze alır. Unutmayın “gördüğünü çalan hakem en iyi hakemdir”
İyi bir hakem standartlıdır. Aynı faul her dakika aynı fauldür. 1. dakikada çaldığını 90’da da çalar. Oyuncuya göre karar değiştirmez.
İyi bir hakem iletişimi bilir. Bağırmaz, parmak sallamaz. Oyuncuyla göz teması kurar, kısa ve net konuşur. Otoritesini kibirle değil, duruşla kurar.
İyi bir hakem hatasını kabul eder. Yanlış yaptıysa saklanmaz. Bahane üretmez. Çünkü hakemi büyüten şey kusursuzluk değil, dürüstlüktür.
İyi bir hakem VAR’a sığınmaz. VAR bir yardımcıdır, kalkan değil. Sahada sorumluluğu alan hakem saygı görür.
İyi bir hakem kendini geliştirir. Fiziksel olarak hazırdır, oyunu okur, pozisyon almayı bilir. Eski alışkanlıklarla ayakta kalmaya çalışmaz.
Ve en önemlisi:
İyi bir hakem bilir ki "düdük bir güç değil, emanettir".
O emanete ihanet eden hakem ülke futboluna ihanet eder.
Hakemler sahada otoriter olabilir ama kibirli olmak zorunda değildir. Oyuncuyla, teknik adamla, hatta taraftarla kurulan beden dili bile algıyı belirler. Hakemin dili sertleştikçe, tribün de sertleşiyor.
Unutmayalım: Hakem futbolun düşmanı değil,bir parçasıdır. Ama bu parçanın saygı görmesi için önce adaletli, şeffaf ve cesur olması gerekir.
Türk futbolu ancak o zaman düdük sesini değil, oyunun sesini dinlemeye başlar.
İtibar kaybedilmez, bilerek tüketilir. Çünkü adaletin olmadığı yerde düdük sadece ses çıkarır, saygı üretmez.
İyi bir hakem derneğine, camiasına sahip çıkan hakemdir. "Nereden geldiğini asla unutmaz". Daha 5-10 sene namzet hakem olduğunu hatırlar.