Plaket; emeğin, başarının, fedakârlığın ve ortaya konulan bir hizmetin karşılığı olarak verilen bir teşekkürdür. Alan kişi için de veren kurum için de bir anlam taşımalıdır.
Ama son zamanlarda camiamızda öyle bir noktaya gelindi ki, neredeyse kürsüye çıkan, salona gelen, protokolde oturan herkese plaket verilecek!
Böyle olunca insanın aklına şu soru geliyor:
Bu plaket gerçekten bir başarı için mi veriliyor, yoksa “sen de gelmişken boş gitme” anlayışıyla mı dağıtılıyor?
Her önüne gelene plaket verirseniz, gerçekten yıllarca emek vermiş, önemli bir hizmet ortaya koymuş insanla sıradan bir katılımcıyı aynı kefeye koymuş olursunuz.
Daha da önemlisi, plaketin itibarı zedelenir.
Bazı plaketler vardır; alan kişinin emeğini, yıllarca verdiği mücadeleyi ve ortaya koyduğu başarıyı temsil eder.
Bir de bazı plaketler vardır ki insan ister istemez sorar:
“Bu plaket gerçekten hak edildi mi?”
Çünkü ödül dediğiniz şey, yalnızca bir cam parçası, bir metal levha ya da üzerinde birkaç kelime yazılı bir hatıra değildir.
Ödül, aynı zamanda bir değer yargısıdır.
Kurum, bir kişiye plaket verdiğinde aslında topluma şunu söyler:
“Biz bu kişiyi değerli buluyoruz. Bu emeği, bu başarıyı ve bu katkıyı takdir ediyoruz.”
İşte tam da burada mesele başlıyor.
Eğer plaket hak etmeyen birine veriliyorsa, sorun artık plaketi alan kişi değildir.
Asıl sorun, o plaketi verme makamının hangi ölçüyü esas aldığıdır.
Çünkü hak etmeyen kişiye verilen her plaket, hak eden insanların emeğini biraz daha değersizleştirir.
Çünkü liyakat bir kez yara aldığında yalnızca bir kişi kaybetmez.
Kurum kaybeder. Güven kaybeder. İtibar kaybeder.
Camiamızda yıllarca sahalarda emek vermiş, ter dökmüş ve gerçekten o plaketi hak eden onca insan dururken; sırf kendine yatırım yapmak, bir yerlere gelmek ve geleceğine zemin hazırlamak adına plaket dağıtmak, ne vefa ne de liyakattir.
Hak edenleri yok sayıp, menfaat hesabıyla ödül dağıtmak camianın emeğine yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Bugün verilen göstermelik bir ödül, yarın kurumun itibarından götürür. Burada yarası olan gocunsun.
Ve en önemlisi;
Kimse kusura bakmasın.
Bazen plaket, sahibinin başarısını değil, veren makamın tercihlerini gösterir.
Bu nedenle artık plaketlerin kendisinden önce şu sorular sorulmalıdır:
Neden bu kişi?
Hangi başarısından dolayı?
Hangi emeğinin karşılığı olarak?
Hangi ölçütlere göre?
Ve en önemlisi:
Aynı başarıyı gösteren başka insanlar neden görmezden gelindi?
Bu soruların cevabı verilemiyorsa, ortada ödül değil, kamuoyunun vicdanını rahatsız eden bir tercih vardır.
Çünkü hak etmeyene verilen plaket, hak edeni sadece üzmez; adalet duygusunu da yaralar.
Plaket bir süs eşyası değil, takdirin sembolüdür. Herkese dağıtılırsa sembol olmaktan çıkar, sıradan bir hatıraya dönüşür.
Son sözümüz de plaketi alanlara değil, plaket dağıtanlara olsun:
Plaket dağıtmak kolaydır. Asıl mesele, kimin gerçekten hak ettiğini ayırt edebilmektir.
Çünkü unutulmamalıdır:
HAK ETMEYENE VERİLEN PLAKET, ÖDÜL ALANI DEĞİL; ÖDÜLÜ VERENİ ANLATIR.